MyNetiz
Kültür · Bilim-Teknik · Program · Linux

Politik-Dünyevi Dinin Terk Edilmesi, Dehşet Saçan Diktatör Tanrı’nın Tahtından İndirilmesi Üzerine

“Mahşer gününde yalnızca gözyaşları dikkate alınacaktır.”

-E. M. Cioran – Gözyaşları ve Azizler-

Politik-dünyevi din -ki totaliterdir- ve onun Orta Doğu çöllerinden çıkıp gelen diktatör Tanrı’sı insanlığı uzun süre tutsak aldı. Bir Tanrı düşünün ki yarattığı evrendeki milyarlarca galaksiden birinin kıyısında bulunan bir gezegende politika yapsın, emir üstüne emir versin, muhaliflerine ya da muarızlarına hakaret ve tehdit yağdırsın, insanları birbirine kırdırsın vs. Krallara, sultanlara, despotlara/diktatörlere neden kızılır ki? Bunlar dehşet saçan diktatör Tanrı’nın yeryüzündeki izdüşümleri yahut insan taklitleri değiller midir? Sadece dini değil, din dışı/lâdînî baskıcı politik sistemler de temellerini bu Tanrı tasavvurunda bulurlar. Örneğin Il Duce’yi, Führer’i ya da El Caudillo’yu bu tasavvurdan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Politik teolojinin ya da Tanrısal politiğin başka bir amacı var mıdır? Sevgi mi, asla, merhamet deseniz, hiç değil, tamamen politik bir düzen kurma, itaat altına alma, kısacası mutlak egemenlik tesis etme amacına yöneliktir. Peki, adalet sağlanmış mıdır? Son derece kuşkuludur, tartışılır, zira öne çıkan adalet değil, güçtür. Politik bir sistemde Tanrı tahta oturduğu zaman artık konuşulacak, tartışılacak bir şey yoktur.

Ulûhiyet/ilahlık, ubûdiyet/kulluk, emir, hüküm, farz, itaat, cemaat, politik bir sistem olarak düşünüldüğünde, buradan özgürlük çıkarmak ancak “dâhiyane te’viller” ile mümkün olur. Mükemmel olmamakla birlikte siyasi liberalizme gerçekten şapka çıkarmak gerekir, zira bir başkasına zarar verilmemesi kaydıyla sonuna kadar bireysel özgürlükten yanadır, bireyin istediği yaşam tarzını sürmesine olanak sağlar, karşıtıyla birlikte yaşama iradesine sahiptir, kendini sınırlandırır, eleştiriye açıktır, kendini tartışmaya açar, sorgulatır, herkesi konuşturur. Dolayısıyla politik-dünyevi dini terk etmek, dehşet saçan diktatör Tanrı’yı tahtından indirmek için yeterince sebebimiz vardır; Tanrı’yı insani boyuta indirmeyen, ruh, sevgi, umut ve bilgelikten yoksun, korkuya dayalı ve bu yüzden çoğunlukla “ne olur ne olmaz” diye iman edilen bir dine inanmak için mücbir ve makul bir sebep yoktur.

Politik-dünyevi, doğası gereği totaliter bir din, Tanrı’ya ve insana hakarettir. Kendi yarattığı insanı anlamayan, sürekli emir ve tehdit yağdıran, zorbalık eden, kullarını paçavraya çeviren bir Tanrı, yeryüzünde maddi-manevi bozgunu çoğaltır ancak. Nitekim bu sözde Tanrı’nın insan taklitleri, tarih boyunca yeryüzünü zulme boğmuşlardır, modern zamanlardaki izdüşümlerinin yapıp ettikleri de ortadadır. Bu noktada özellikle belirtmek gerekir ki çoğu zaman “tarih” adı altında bize ait olmayan bir geçmişle bağ kuruyoruz. Bugün isimlerini andığımız, onlarla aramızda bağ kurduğumuz insanların çoğuyla gerçekte bir ilgimiz, ortak bir noktamız yoktur; onlar farklı zaman, coğrafya ve kültürlere ait farklı insanlardı, biz de tamamen onlardan farklı insanlarız. Tarihte “büyük adam”, “kahraman”, “mübarek” diye bilinen, bu şekilde anlatılan öğretilen birçok insanın aslında hiç de öyle olmadıklarını anlamak her ne kadar huzursuzluk verici olsa da yalanlara inanmaktan daha iyidir.

İnsanla bir olan, insana inanan, insanı seven, onun için acı çeken bir Tanrı’ya inanılabilir, başımızı göğsüne dayayıp ağlayabileceğimiz bir Tanrı’ya, insanlığın vicdanı olan, varoluşumuza anlam katacak, bilgelikle dolu, tehditkâr olmayan, şefkatli, teselli edici bir Tanrı’ya. İnsanla insan olup, onunla birlikte yürüyen böyle bir Tanrı’nın yol göstericiliği kabul edilebilir, O’nun yargısına gönüllü olarak boyun eğilebilir; başka türlüsü ne inancı ne de saygıyı hak eder. Bu, niteliksiz, cahil kitlelerin Tanrı’sıdır ve kötücül bir kurgudan ibarettir. O’nun, ortaya çıktığı andan itibaren -özellikle Orta Doğu’da- yaptığı politika hakkında ne söylenebilir? Felaket üstüne felaket! Çok şükür ki tarih boyunca dehşet saçan bu diktatör Tanrı, dünyanın aydınlık bölgelerinde tahtından indirilmiştir. Bu bir isyan mı? Hayır, efendim, bu bir devrim!

Politik-dünyevi dinin ne vicdanı ne de ahlakı vardır, yağmanın/talanın, insanları köleleştirmenin yahut kanlarını heder etmenin vicdanı, ahlakı olmaz. Gerekçesi ne olursa olsun emrin ve emir doğrultusunda işlenen fiilin niteliği değişmez. Bu kurgu Tanrı’yı henüz işin başında öldürmüştür aslında, zira sözü edilen eylemler tek tanrılı politik-dünyevi dinler henüz ortada yokken de insanlık tarihinde vardı, Tanrı’nın insanlığın vicdanı olmakla yetinmek yerine aynı şeyleri politika yapmak, düzen kurmak, egemenlik tesis etmek adına “ilahi” bir boyut kazandırarak emretmesi, O’nu baştan yok etmiştir.

Kaldı ki politik anlamda “Tanrı’nın egemenliği” başlı başına sorunludur, zira demektir ki O egemen değildir, insanın O’nu egemen kılması gerekmektedir. Yani kadir-i mutlak Tanrı’nın politik egemenlik kurmak için insana ihtiyacı vardır (Örneğin İran’da mollalar Tanrı’yı egemen kılmışlardır. Buna ancak akılsız insanlar inanabilir). Tanrı politik egemenliğini tesis etmek için tarih içinde bazı insanlara vahyetmiştir, ancak birçok girişim başarısızlıkla sonuçlanmış, vahyettiği insanların bir kısmı öldürülmüştür. Enteresan! Böylece Tanrı, doğrudan saldırganlığın, çatışmanın, katliamın, yağmanın/talanın, köleciliğin, dayatmanın nedeni/kaynağı haline gelmektedir. Ne gerek vardı ki? Bütün bunlar bir yana, genel olarak kötülük, yeryüzünde her şekilde sürüp gitmektedir ki kadir-i mutlak Tanrı’nın yumuşak karnı tam da burasıdır. Fanatik kulları, O’nun ya mutlak kudretinden vazgeçeceklerdir ya da mutlak iyiliğinden yahut hep yapageldikleri üzere safsatayı sürdüreceklerdir.

Politik-dünyevi dinin diktatör Tanrı’sı kendi suretinde yarattığını ya da ruhundan üflediğini söylediği insana en ufak bir güven duymaz. İnsanın genel olarak kendi yolunu bulabileceği fikri politik-dünyevi dine terstir. Eğer sözü edilen bu Tanrı, insana biraz güveniyor olsaydı, birtakım ilkesel beyanlarda bulunup, gerisini bize bırakması gerekirdi. Bu güvensizliğin sonucu olsa gerek, insana hiçbir şey bırakılmamış, yatak odasına kadar hayatın her alanı Tanrısal yasayla doldurulmuştur. Üstelik bunların değişebileceğine dair “ilahi” bir beyan da yoktur, değişirdi-değişmezdi kavgasının çıktığı yer de burasıdır, kavga hâlâ devam etmektedir. İşte bir kavga nedeni daha! Politik-dünyevi dinin Tanrı’sı sayesinde sadece başkalarıyla/diğer insan topluluklarıyla değil, kendi aranızda da kavga ediyorsunuz.

Bir yandan politik egemenlik kurmak için insana ihtiyaç duyan, diğer yandan ona hiç de güvenmeyen Tanrı, nasıl bir insan meydana getirmiştir? Bu insan, öncelikle akıl ve vicdan yoksunudur, zira sonuçta o bilmez, merkez bilir! Buna bağlı olarak yaşamayı da bilmez, “Vur de vuralım, öl de ölelim!” kafasındadır. Orta Doğu’ya bir bakın, sürekli ölüm okur, bütün umudunu ölüme bağlar, hayata katamadığı anlamı ölüme katar, zira yaşamayı bilmez. Sorunun adını doğru koymak gerekir, yaşadığımız coğrafyanın sorunu yakamızdan bir türlü düşüremediğimiz politik-dünyevi dinden, bu dinin meydana getirdiği dünya görüşü ve kültürden kaynaklanmaktadır.

Dinden kaynaklanan sorunlar karşısında -dolayısıyla herhangi bir konu ya da alanda dinden kaynaklı bir facia meydana geldiğinde- dindarlar, bunun din ile alakası olmadığını, yanlış anlamaların yahut üç-beş çürük yumurtanın yaptığı yanlışın faturasının dine kesilemeyeceğini söyleyerek, güya dini de kendilerini de kurtarmaktadırlar. Kur’an diyene Kur’an’ı, Sünnet diyene Sünnet’i gösterdiğinizde, bu sefer kaynaklara takla attırma faslı başlamaktadır. “Bunlar o günün şartlarıyla ilgili” savunması ise artık bir komediye dönüşmüş durumdadır. Tarihselliği savunanlarla hemfikirim, ancak bu, sorunu çözmemektedir. Çünkü inanışa göre, “O günün şartlarıyla ilgili” denilen şeyler, her şeyi bilen Allah tarafından vahyedilmiş, İslam peygamberi tarafından vahiy olarak okunmuş, beyan edilmiş, onun ölümünden sonra toplanmış, iki kapak arasına alınmış, bugüne kadar gelmiştir ve bugün namaz kılınırken dahi okunmaktadır. Kaynakların bir bütün olarak içeriğini ve ne olup bitmişse istisnasız hepsini birebir savunan insanlar uygarlık dışı olmakla birlikte samimi insanlardır. Kaynakları eğip bükmeye çalışanların ise aslında inandıkları dine saygıları yoktur, zira her şey ortadadır, ya eğip bükmeden inanırsınız ya da vazgeçersiniz.

Uzun sözün kısası, yaşadığımız coğrafyada sorunun köklü çözümü için, politik-dünyevi dini terk etmek, tarih boyunca dehşet saçan diktatör Tanrı’yı tahtından indirmek gerekmektedir. Tanrı, biz O’na inandığımız için ya da biz O’na inandığımız sürece vardır. Hiç kimse O’na inanmasa, Tanrı hayattan çekilir, bir diğer ifadeyle Tanrı’nın insan zihnindeki, hayat içindeki ve dahi dünya üzerindeki varlığı son bulur. İnsan kendinde olmasını arzu ettiği şeyleri Tanrı’ya yükler, dolayısıyla sistem zannedildiğinin aksine işlemektedir. İnançsız olmamız gerekmez, Tanrı’yı -yukarıda sözü edildiği şekilde- başka bir Tanrı’yla değiştirebiliriz, bu mümkündür. Ancak bunu başarabilmek için önce kendimizi değiştirmemiz gerekir, zira biz ne isek Tanrı da odur.

Atilla Fikri Ergun 26 Şubat 2021

İlk yorumunuzu yazınız

MyNetiz , deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır , ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Okuyun